13 Ocak 2014

TARİHİ KORUYAN MUZUR AĞAÇ VE TEOS ANTİK KENTİ

Yazıma konu olan meşhur Menengiç / çitlembik ağacı
  Teos Antik Kenti'nin,  tarla duvarı için kullanılan taşları
Ağaçların, dünyamız ve insanlar  için ne kadar yararlı ve önemli  olduğunu sanırım anlatmaya  gerek yoktur. Ancak, ağaçların tarihi nasıl koruduğunu merak ettiğinizi biliyorum. Ağaçlar tabi ki tarihi koruyamaz,  bunu mecazi anlamda kullandım, amacım tarihi eserlerimize karşı olan sorumluluklarımıza dikkat  çekmek istedim. Bu nedenle yazıma  böyle bir  başlık attım. Kendi kendime de, artık sen  bu işi öğreniyorsun diyorum. Hani hep anlatırlar ya köpek insanı değil de, insan köpeği ısırınca haber olur diye...  Yine de sizleri yanılttığım için kusura bakmayınız, yazımım tamamını okuyunca bana hak vereceğinizi umuyorum.

Tarihte çok sayıda  uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Anadolumuzun,  hemen hemen her köşesinde ayrı bir tarih yatmaktadır. Bizlere de, ev sahibi olarak  bunları korumak ve  insanlığın hizmetine sunmak düşmektedir. Ancak,  bu kültür varlıklarımızı iyi koruduğumuzu söyemek zor, bilerek veya bilmeyerek bunlara  yeterince koruyamıyoruz.  Bu yüzden bir çok doğal ve kültür varlığımız yok oluyor.  Bu kültür varlıklarımızda birisi de, İzmir ilimizin Seferihisar ilçesinde bulunan Teos Antik Kenti. 
Teos Antik Kenti, yurdumuzdaki en önemli 12 İyon kentinden birisidir.  Efes kadar ünlü olan bu kent, maalesef  yeterince tanınmamaktadır.  Bunun en önemli nedenlerinden biri de,  hala bu antik kentin   gün ışığına çıkarılmamış olmasıdır. 
Teos Antik Kenti, İzmir'e 50 , Seferihisar'a ise  5 km. mesafededir.  Sığacık körfezinin kıyısında, liman şehri olarak kurulmuştur.  Tarihi, bazı kaynaklara göre MÖ. 3000 yıllarına kadar dayanmaktadır. İyonlar zamanında dünyanın en önemli  ticaret ve sanat merkezlerinden biri  haline gelmiştir. İlk defa sanatçılar burada örgütlenmişlerdir. Bu nedenle  'Sanatcılar Kenti' olarak  ün yapmıştır. Dionysos Tapınağı Teos'un en önemli yapısıdır. Antik tiyatro, Akropol, Agora ve Meclis binası ( Bouleuterion )  diğer önemli yapı ve alanlardı. Teos Antik Kenti bir yarım ada üzerinde kurulduğu için, bugün hala izleri görülen  iki limana sahipti. 

Seferihisar, Anadolu Selçuklular zamanında Türklerin eline geçmiştir. Kanuni zamanında buradaki kale ( Sığacık Kalesi ) yeniden yapılarak bu günkü şeklini almıştır. Maalesef, bu kalenin yapımında  Teos Antik Kenti'nin taşları kullanılmıştır. Halk ise, bu taşları  ev ve  bahçe duvarı yapımında kullanılmıştır. Teos'dan  25 km. uzaklıkta bulunan, bir başka İyon kenti olan  Lebedos Antik Kenti ( Ürkmez ) üzerinde ki  yapılar hala  durmaktadır. 
Antik Tiyatro ve Anıt Menengiç ağacı
Teos Antik Kenti, Seferihisar 
Teos Antik Kenti'nin bir başka önemli  özelliği de;  tarihe tanıklık etmiş, yaşları  3000 ile 1000 yıl arasında değişen  150 anıt zeytin ve menengiç ağacına ev sahipliği etmesidir. Bu kadim ağaçlardan  biride, 1800 yaşında  olan ve halan zeytin  veren  Umay Nine Ağacı.  Bu anıt  zeytin ağacına, 'Umay Nine Ağacı ' ismi 2018 yılında verilmiştir. Bu isimlendirmede, Ünlü yazar Buket Uzuner'in romanlarında geçen, doğayla ve toprakla derin bir bağ kurmuş bilge Anadolu kadını 'Umay Nine'  karekterinden esinlenilmiştir. Ama ben size, Teos Kenti yakınında bulunan ve halk arasında çitlembik de denilen bir menengiç ağacından ( Pistacia terebinthus )  söz etmek istiyorum. 
Umay Nine Ağacı
Teos Antik Kenti, Sığacık, Seferihisar 
Zaten bu yazıyı kaleme almama da bu ağaç neden oldu. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz bu menengiç ağacı,  Teos Antik Kenti'nden sökülen taşlardan yapılmış olan  bir bahçe duvarının tam da orta yerinde  bitmiş.  Ağaç büyüdükce,  Teos Antik Kenti'nden  getirilen  mermer  taşlardan biri de köklerinin arasına sıkışmış.  Bu yüzden  ağacın köke yakın kısmı genişleyerek popo şeklini almış,  halk  bu yüzden adını  'muzur ağaç' koymuş. İşin daha ilginç yanı ise,  Teos Antik Kenti'nden sökülerek getirilen bu  tarihi mermer taşı bu ağaç  sayesinde sapa sağlan  korunmuştur.  Kim bilir,  belki de  mermer taşı  Teos'un  tarihine ışık tutacaktır.  

Teos Doğa Sporları Grubu olarak,  her yıl en az   bir kaç defa  Teos Antik Kenti ve çevresinde doğa  yürüyüş yapıyoruz. Burada 2010 yılında beri, yeni bir kazı çalışması yapılıyor ( Daha öncede burada farklı zamanlarda, bazıları yabancı bilim adamları tarafından olmak üzere dört kez kazı yapılmış ). Ancak, çalışmalar gördüğümüz kadarıyla  çok yavaş  yürüyor. Daha önceki kazılarda olduğu  gibi, umarız yarı da kalmaz.  Zira, dört yıldır yapılan kazılarda  gözle görülen bir şey ortaya çıkarılmamış. Halbuki, buranın bir an önce günyüzüne çıkarılması ve insanlığın hizmetine  sunulması gerekmektedir.  Bunun,  ayni zamanda bütün  insanlığa karşı olan bir bir borcumuz olduğunu da unutmamız gerekir. 

Yıllarca okullarda tarih dersleri okuttum. Öğrencilerime hep, tarihin geçmişle gelecek arasında bir köprü görevi gördüğünü anlatmaya çalıştım. Geçmişimizi bilmeden geleceğimizle ilgili doğru kararlar vermemiz mümkün değildir.

Bugün ülkemizde, 30 üniversitesinde  arkeoloji bölümü bulunmaktadır. Bu fakültelerden her yıl  2000 kadar arkeolog mezun olmaktadır,  bunların çoğunun işsiz olduğu söyleniyor. Üniversitelerimizden ve arkeologlarımızdan yararlanılarak,  tarihi  zenginliklerimiz daha kısa  bir zamanda  ortaya çıkarılabilir.
Ülkemizde yapılan arkeolojik  kazıların  çoğu yabancı arkeoloğlar  tarafından yapılmakta, bu sırada bazı eserler  yurt dışına kaçırılmaktadır, dah sonrada bunların  geri getirilmesiyle uğraşılmaktadır.

Hayata olumlu bakmaya çalışıyorum, bardağın boş değil dolu tarafını görmeye, yapıcı olmaya gayret ediyorum. Ancak, ülkemizin sahip olduğu çok  değerli kültür  varlıklarına yeterince sahip çıkılmamasına, bunların hala  insanların hizmetine sunulmamış olmasını ise;  ülkem adına üzülüyorum.
Anıt zeytin ağacı ( Olea europaea )
Teos Antik Kenti, Seferihisar 
Dionysos Tapınağı
Teos Antik Kenti, Seferihisar 
Antik Liman 
Teos Antik Kenti, Sığacık, Seferihisar 
Teos Antik Kenti, Sığacık / Seferihisar
Teos Antik Kenti meclis binası 
 ( Bouleuterion  )
Kaynaklar: Wikipedia 
( Bu sayfa 19. 10. 2026 tarihinde güncellenmiştir ) 

24 Aralık 2013

SÜMBÜLTEBER ( Tuberosa )

Bitkinin genel görünümü.
Sümbülteber ( Ageve amica, Eski adı: Polianthes tuberosa )
Bir adı da 'tuberosa' olan sümbülteber, en yoğun  kokan soğanlı çiçeklerin başında gelmektedir. Vazo ömrü uzun olduğu için daha çok seralarda kesme çiçek olarak yetiştirilir ve çiçek aranjmanlarında kullanılır.  Bahçe ve saksıda da yetiştirilir, güneşli ve açık havayı sever,  iç mekanlar için uygun değildir.  

Benim  bu  çiçeği  tanımam tesadüfen oldu, satın aldığım sümbül ( Hyacinthus orientalis ) soğanlarının arasına karışmış. İlk yıl  çiçek açmadı, ikinci yıl beyaz renkli ve güzel kokulu  çiçek açınca  sümbülteber olduğunu anladım. Bu arada,  bu bitkinin sümbül ile akraba  olmadığını belirteyim. Sanırım, adına sümbül gibi  güzel kokulu  olduğu için   sümbülteber denmiş olabilir. 

Anavatanı Meksika olan bu bitki Aztekler tarafından kültüre alınmıştır, şimdi doğada yetişmediği  belirtiliyor. Günümüzde sıcak ve ılıman iklimlerde yetiştirilenler bunların melez ve kültür çeşitleridir. 
Bitki ilk defa modern taksonominin ( isimlendirme )  babası İsveçli bir botanikçi, doktor ve zoolog olan Carl Linnaeus ( Carl  von Linne )  tarafından, 1753 yılında 'Polianthes tuberosa' olarak tanımlanmıştır. 1790 yılında Friedrich Kasimir Medikus, türü 'Tuerosa amica' olarak Tuberosa cinsine taşımıştır. Daha sonra tür Agave cinsine dahil edilerek 'Agave amica' olarak adlandırılmıştır. Ancak, Türkçe ve bir çok kaynakta hala  bitkinin  bilimsel adı 'Polianthes tuberosa' geçmektedir ve dünyadaki adı 'Tuberosa' dır. Bitki, 16. yüzyılda İspanyollarca Avrupa'ya  getirilmiş ve dünyaya yayılmıştır.  
Sümbülteber ( Tuberosa ) çiçeği 
( Agave  amica / Polianthes tuberosa )
Yeni adı Agave amica ( Eski adı: Polianthes tuberosa ) olan sümbülteber, kuşkonmazgiller (  Asparagaceae ) familyasının agave cinsine mensup, çok yıllık, yumrulu ( rizomlu ) ve otsu  bir bitki türüdür. Yurdumuzda eskiden beri süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir, değerli bir çiçektir.  Soğuk yerlerde,  bitkinin yaprakları  kuruyunca yumruları sökülür, kuru ve karanlık bir yerde saklanır. İlkbaharda, donlar geçtikten  sonra  toprağa  dikilir. Bu nedenle soğuk yerlerde saksıda yetiştirilir. Bitkinin yaprakları uzun,  şerit şeklinde olup ilkbaharda ortaya  çıkar. Çiçek, yapraklarının arasından çıkan ve boyu  bir metreyi bulan bir sapı üzerinde, dik bir salkımda, aşağıdan yukarıya doğru açar. Narin, mumsu ve beyaz - krem  renklidir. Kesme çiçek olarak yetiştirilenler, alttaki tomurcuklar açmaya başlayınca hasat edilerek vazoda çiçek açtırılır. Yazın ve sonbaharın başlarında, akşama doğru  ve gece çiçek açar ve  etrafına müthiş bir koku yayar. Doğal olanlar daha uzun boylu olup yalınkat çiçek açar, ancak daha çok  kısa saplı ( 70 cm ) olan çift çiçekli çeşidi  ( The pearl ) yetiştirilir.   Sarı, pembe ve  kırmızı renkli çiçek açan melez çeşitleri de yetiştirilmiştir.  
Sümbülteber çiçeğinden elde edilen  yağı, kozmetik ve parfümeri sanayinde kullanılmaktadır.
200 gr sümbülteber esansı bir ton tomurcuktan elde edilmektedir.  Bu nedenle en pahalı parfümler arasında yer almaktadır.

Sümbülteber, güneşli yerleri ve  kumlu, organik madde bakımından zengin toprakları sever. Kıyı bölgelerimizde, kışın soğanlarını sökmeye gerek yoktur. Yumrular dikildikten dört ay sonra çiçek açmaya başlar.  Ancak, yeterince sıcak olmayan ve gölge yerlerde  çiçek açmaz.  Daha çok rizomların ayrılması ile üretilir, tohumdan üretilenlerin  çiçek açması daha uzun sürdüğü için tercih edilmez.  
Sümbülteber, soğanları  yurt dışına çıkarılması yasak olan, koruma altındaki  bitkilerimiz arasında yer almaktadır.  Bu konuda  bizlere  de görev düştüğünü unutmayalım. 

Yazımı, ünlü şairimiz Turgut Uyar'ın 'Kırlardan Geliyorlar' adlı şiirinden bir kıta ile  bitirmek istedim. Ancak şairimizin bu bitkiyi dağ sümbülü ( Hyacinthus orientalis ) ile karıştırmış olacak, zira yurdumuzda hatta dünyada sümbülteber doğada  yetişmemektedir. 
Bitkileri tanıyalım, sevelim ve koruyalım. 

                                                        KIRLARDAN GELİYORLAR
                                               Kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
                                               Elbette kırlardan kırlardan gelecekler
                                               Başka türlü nasıl güzeleşir bu akşamüstleri
                                               Söyleyin nasıl dayanılır dükkanlara depolara
                                               Bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer.
                                                                                                                Turgut Uyar
Kaynaklar: Wikipedia. Gardenia. net
( Not: Bu yayın 21. 09. 2025 tarihinde güncellenmiştir. ) 

16 Aralık 2013

DOMATESİN HİKAYESİ

Domates / bahçemden ( Solanum lycopersicum )

Çocukluğumda ( Piraziz  / Giresun ) köyümüzde   domatese 'hambaldırcan',  patlıcana ise 'hasbaldırcan' denirdi. Mısır tarlalarının içnde diğer sebzelerle beraber  yetiştirilirdi. Yeşilken, kızarmadan toplanır ( kızarmıyor olabilir )  ve 'küp' dediğimiz büyük toprak fıçılarda  turşu kurulurdu. Kışın da diğer turşular gibi ( çok fazla turşu olurdu, başta fasulye olmak üzere ) soğanla kavurularak yemek olarak  yenirdi.

Günümüzde bütün dünyada  çok sevilen ve yenen bu meyvenin, pardon sebzenin hikayesi de bir hayli ilginç. Botanikçilerin meyve olarak kabul ettiği  domates, 1893 yılında ABD'de sebzelerle beraber saklanıp yendiği için mahkeme kararı ile sebze yapılmış. Ne diyelim, botanikçiler koca ABD'den  daha iyi mi bilecek domatesin  ne olduğunu.

Domates ( Solanum lycopersicum ), patlıcangiller ( solanaceae ) familyasının solanum cinsinden  otsu  bir bitki türüdür.  Anavatanı patates, biber, ayçiçeği gibi Amerika kıtasıdır. Yabani olarak yetişen domatese ilk defa Bolivya ve Peru'da rastlanmış, daha sonrada Meksika'ya götürülerek yetiştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde 900 kadar çeşidi olduğu belirtilmektedir. 

Değişik domates çeşitleri 
( Solanum lycopersicum )

Domates adı, Aztek dilindeki şişman meyve anlamına gelen 'tomati ' kelimesinden geldiği sanılmaktadır. İlk yetiştirilen  domatesler  sarı renkli olup kiraz kadarmış. Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfinden sonra ( 1492 ), İspanyollar tarafından  Avrupa'ya getirilen domatese, İtalyanlar  sarı renkli olduğu için  altın elma 'Pommodore'  adını vermişler.Kırmızı renkli  domates ise  daha sonra ortaya çıkmıştır. Günümüzde ise pembe, turuncu, mor, beyaz ve siyah renkli çeşitleri de yetiştirilmiştir. 

Siyah domates ( Solanum lycopersicum )

İlk defa Amerika'da Thomas Jefferson tarafından yetiştirilen domates zehirli olduğu sanıldığı için uzun bir süre  yenmemiştir, süs bitkisi olarak ve evlerde  yetiştirilmiştir. Daha sonra yiyenleri romantikleştiği sanıldığa için, Fransızlar tarafından  aşk elması ' Pomma d'amour ' adı verilmiştir.

Domatesin yaygın bir şekilde tüketilmeye başlaması ise, 20. yüzyılda salatasının yapılmasının öğrenilmesinden sonra olmuştur. Domatesten salça, ketçap gibi ürünlerin  yapılması ise sanayı hammaddesi olmasını sağlamıştır.

Domatesin başına gelenler bununla da kalmıyor. Mısırda faaliyet gösteren  dini bir grup, Facebook'a, kesilmiş bir domates resmi koyarak altına;  müslümanların 'hristiyan' olduğu için domates yemesinin haram olduğu dile getiriyor.  Gerekçe olarak ise; domates yatay olarak kesilince içinde haça benzeyen bir şekil ortaya çıkması  gösteriliyor.
Neyse ki gelen yoğun tepkiler üzerine bir süre sonra bu yazı kaldırılıyor, biz yemeyin demedik, haç işareti oluşacak şekilde kesmeyiniz dedik diyorlar.

Gelelim bizim domatesle tanışmamıza. Osmanlılar ilk defa 18. yüzyılda Fransızlar aracılığı ile domatesi tanıyorlar. Yani Fatih, Kanuni gibi  cihan padişahlarımıza, maalesef domates yemek nasip olmamıştır. 
Abdülmecit zamanında  domates bizim ülkemize  'frenk' adı ile giriyor, o zaman domatesin sadece yemeği yapılarak  yeniyormuş, kırmızı olanlar ise çürümüş diye çöpe  atılıyormuş.
İlk domates Adana'da yetiştirilmeye başlanmıştır. Bu gün ise Türkiye, Çin ve ABD den sonra dünyada en çok domates yetiştiren  ülkelerden birisidir.

Ben domatesin en çok kokusunu seviyorum, daha doğrusu seviyordum. Şimdiki domateslerin çoğunun  artık ne kokusu var nede tadı. Hepsi de  tornadan çıkma  gibi, birbirinin aynı ve ateş gibi  kırmızı.  Doğal olarak tarlada  yetiştirilen domateslerin şekli ve rengi  daha farklı oluyor. Bu nedenle bilenler daha çok  bunları tercih ediyor.  Birde  domatesi soyarak yeme alışkanlığımız var. Halbuki domatesin yararlı  maddeleri ve vitaminleri  kabuğunda bulunduğu için soymadan yenmesi gerekmektedir.

Yazımı bitirirken,  uzmanların belirttiğine göre genç ve güzel kalmak ve daha az kanser riski ile karşılaşmak için bol bol  domates yemekte  büyük yarar varmış. Afiyet olsun. 
 
Domates ( Solanum lycoperslcum )

Domates çiçeği ( Solanum lycopersicum )
Sırık domates
Pembe domates ( Solanum lycopersicum )
Domates ( Solanum lycopersicum )
Tam tozlaşma yapamamış bir domates

Siyah domates ( Solanum lycopersicum )

Domates ( Solanum lycopersicum ) 

Sırık domates ( Solanum lycopersicum )

Çeri ( cherry )  domates. 
Kaynaklar: Vikipedi. 
( Bu yayın son olarak 17. 07. 2022 tarihinde güncelenmiştir. )

5 Aralık 2013

AĞLATAN ÇİÇEK / HİNT GÜLÜ

Hint gülü ( Hibiscus mutabilis )

Sabahleyin  kalkınca,  Ayşe teyze'nin verdiği  hint gülü'nün  çiçek açtığını görünce duygularıma hakim olamadım...!  Ayşe teyze, bahçesindeki bu  ağaçtan  çelik almak için gittiğimde;  çiçeklere, bitkilere  olan düşkünlüğümü bildiği için 'senim bahçene daha iyi yakışır.' diyerek, istememe rağmen  köklemiş ve bana vermişti ( Aşağıda bu bitkiyi tanıttım ). Bir kaç ay  sonra da onu kaybetmiştik.  Ayşe teyze'nin  bu beklenmedik ve ani ölümü,  bütün Bahçeköy'ü çok üzmüştü. 

Ayşe teyze sıradan bir kadın değildi, ilkokul üçüncü sınıfa kadar okumuş olmasına rağmen kendini her bakımdan çok iyi yetiştirmişti. Hayatı yaşayarak öğrenmişti,  örnek bir insan, vefakar bir anneydi. Okumayı, öğrenmeyi,  insanlara yardım etmeyi ve toprakla uğraşmayı çok severdi. Elinden herşey gelirdi, ondan çok şey öğrenmiştik. 
.
Kapısı herkese açıktı, evinden misafir eksik olmazdı, bir lokma ekmeğini yalnız yemezdi, insanları, çocukları çok severdi.  Bahçeköy'de ( Seferihisar ) onu  tanımayan, sevmeyen kimse yoktu. Otuz yaşlarında eşini kaybedince bir daha evlenmemiş, hayatını üç çocuğunu feda etmişti.  Çocuklarını okutmuş, evlenince de  onlara  yük olmak  için  tek başına yaşımayı tercih etmişti. 
Ben ona  'Ayşe Sultan' diye hitap ederdim. Seni hiç unutmayacağız AYŞE SULTAN, nur içinde yat.

İşte ondan  geriye kalan bazı kareler.






Ayşe teyze ( Sultan ) 

 

                                                          HİNT GÜLÜ / YOL HATMİSİ 

Hint gülü ( Hibiscus mutabilis ).
Bilimsel adı 'Hibiscus mutabilis' olan hint gülü, ebegmecigiller ( malvaceae ) familyasından,  kışın yaprağını döken, çalı veye ağaç formlu  bir bitkidir. Anavatanı Asya kıtasıdır (Çin ve Japonya ). Hibiscus mutabilis, halk arasında yol hatmisi, yanardöner, pamuk gülü, konfederasyon gülü gibi adlarla da bilinir.  
 Ülkemizde çiçekleri çok güzel olduğu için  süs bitkisi olarak yetiştirilen Hibiscus mutabilis,  bazı ülkelerde  önemli bir endüstri ağacıdır. Hindistan'da kabukları halat ve dokumacılıkta, çiçekleri ise boya ve ilaç sanayinde kullanılmaktadır.
Bir adı da yanardöner olan hint gülü
Hint gülü yılda iki kez, sonbahar ve ilkbaharda  çiçek açmaktadır. Beyaz, pembe, yalınkat ve katmerli çiçek açan çok sayıda doğal ve kültür formları bulunmaktadır. Bazı çeşitleri ayni ağaç üzerinde farklı reklerde çiçekler açar.  Gül şeklindeki iri çiçekleri uzun ömürlü olup gün içinde  renk değiştirir.  Aynı çiçek üzerinde üç farklı renk bir arada olabilmektedir ( beyaz, pembe, kırmızı ). Bu  nedenle bir adı da 'yanardöner' dir. Yaprakları uzun saplı ve köşelidir. Sonbaharda dökülmeden önce, sarı bir renk alarak bitkiye ayrı bir güzellik verir.   
Hint gülü, sıcak ve ılıman iklimlerde  yetişmektedir, Çok hızlı büyür. Akdeniz iklimi görülen kıyı bölgelerimizde yol boylarına, park ve bahçelere dikilir.  Güneşli yerleri ve  humus bakımından zengin,  nemli toprakları sever. Kısmen soğuğa ve kuraklığa dayanıklıdır.Yaprakları zaman zaman  sararıp döküldüğü için,  dikilirken bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. Budamayı sever. 
Hint gülü, çelikten ve tohumdan üretilir. Yetiştirilmesi çok  kolaydır, fazla bakım istemez.
Hint gülü, Yanardöner ya da yol hatmisi 
( Hibuscus mutabilis )
Hint gülü, Yanardöner ya da yol hatmisi 
( Hibuscus mutabilis )

Hint gülü, Yanardöner ya da yol hatmisi 
( Hibuscus mutabilis )

Hint gülü / Yol hatmisi  bitkisinin yaprağı 

23 Kasım 2013

YUKKA'NIN CEZASI

Yukka çiçeği  ( Yucca gloriosa ) 
Blogumda daha çok, 'Cittaslow Botanik Park' adını verdiğim bahçemde yetiştirdiğim çiçek ve bitkileri tanıtmaya çalışıyorum. Onları yetiştirirken edindiğim  bilgi ve tecrübelerimi sizlerle paylaşıyorum. Belki size saçma gelecek ama, bu şekilde onları  ödüllendirdiğimi düşünüyorum. 

Bilimsel olarak ispat edilmemekle beraber, müziğin bitkilerin büyümesine olumlu  etki ettiği söylenmektedir. Yine,  meyve vermeyen bitkilerin kesme tehdidi karşısında meyve verdiği, halk arasında hep anlatıla gelmektedir.
S. Freud, 'İlgi görmeyen  her şey ölür.  Duygular, ilişkiler hatta  çiçekler  bile.' diyor. 
Yukka çiçeği ve meyvesi ( Tohum kapsülü )
3 - 4  yıldan beri bahçemdeki yukka'yı   tanıtmak için   çiçek açmasını bekliyorum.  Ancak onun çiçek açmaya hiç mi hiç  niyeti yok, habire büyüyor, tabanından yeni  filizler kaldırıyor. Gerçi bu hali ile de güzel ama, çiçek açmadığı için cezalandırmaya karar verdim.

Onun yerine  başka yerlerden  çektiğim fotoğraflarla yukka'yı sizlere  tanıtacağım.  Hani çoban dağa küsmüşte dağın haberi olmamış, benimki de o misal. Bakalım yukka  bu cezaya nasıl bir tepki verecek.
Çiçek açarsa  affetip fotoğraflarını burada sizlerle paylaşacağım.  

Gelelim şimdi de,  yukka çiçeği  ile ilgili edindiğim  bilgi ve izlenimlerime.
Yukka ( yucca ), kuşkonmazgiller ( Asparagaceae ) familyasına mensup bir cins bitkinin ortak adır.  Agave ile de akrabadır.  Anavatanı Orta ve Kuzey Amerika'dır, yaklaşık 50   kadar türü bulunmaktadır.  Çok yıllık olup yaz- kış yapraklıdır, ağaçsı bir yapısı olsa da aslında otsu bir bitkidir.  Kaktüsler gibi  sukkulenttir, yani gövdesinde su ve besin depo eder, bu nedenle kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Bazı türlerinln çiçeklerinden, meyvelerinden  besin olarak, yapraklarından elde edilen lifleri dokumacılıkta ve köksapları sabun, deterjan, şampuan yapımında kullanılmıştır. 

Yukka'nın yaprakları sert ve sivri uçludur, bu nedenle 'hançer çiçeği' de denir ve oldukça tehlikelidir. Eğer  yapraklarının ucu yumuşaksa yukka değildir. Yukkaya çok benzeyen bir  süs bitkisi olan  drasena ( dracaena ) türüdür.  Yurdumuzda daha  çok, halk arasında  avize çiçeği de denilen  'Yucca gloriosa'  türü park ve bahçelerde  yetiştirilmektedir.   
Yucca gloriosa,  mayıs - kasım ayları arasında  uzun bir sap üzerinde ( salkım )  yumurta şeklinde, genel olarak bej renkli çiçekler açar, bazı çeşitlerinin tac yaprakları   mor ve kırmızı renkli çizgili olur.  Bu şekliyle büyük bir  avizeyi andırdığı için, 'avize çiçeği' ya da 'avize ağacı'  denir. Yurdumuzda doğallaşmıştır. Çiçekleri daha çok  gece kokar ve tac yaprakları  yenebilir. 

Yukka, geçirimli, kuru ve verimsiz   toprakları sever.  Susuzluğa dayanıklı bir bitkidir, ancak suyu   sever, özellikle yazın yapraklarına ara sıra su serpilmesinden hoşlanır. 
Yukka için en önemli husus ise; bulunduğu yerin aydınlık ve  güneş alması gerekir, aksi halde çiçek açmaz ve iyi gelişemez.  İç mekanlarda kullanılacaksa, yerin  güneş alması ve aydınlık olmasına dikkat etmek  gerekmektedir. İç mekanlarda çok nadir açar. 
Yuka,  her ne kadar sıcak iklimlere özgü bir bitki olsa da soğuğa karşıda dayanıklıdır ( - 15 ).  Park ve bahçelerde çok güzel görünür, çok kullanılan  bir peyzaj bitkisidir.
Yukka, dal ve gövdesinden kesilen çelikle, ayırma ile ve tohumla  üretilmektedir. Ancak kesilen parça dikmeden önce; bir kaç gün serin bir yerde  bekletilerek  kabuk bağlatıldıktan sonra dikilmelidir.
Sonuç olarak; yukka ışığı, suyu  ve güneşi seven bir bitkidir.
Yuka ( avize çiçeği ) çiçekleri: 
Yukka çiçeği ( Yucca gloriosa )
Bir adı da avize çiçeği olan yukka çiçekleri
( Yucca gloriosa )
Yukka çiçeği ( yakın çekim )
Yukka çiçeği ( Yucca gloriosa )
                                         Yukka, nihayet çiçek açtı. İşte fotoğrafları ( 01. 9. 2022 ) 
2010 yılında diktiğim yukka,  çiçeği 12 yıl sonra çiçek açtı. 
Yukka / avize çiçeği ( Yucca gloriosa ) 
Yucca çiçeği ( Yakın çekim )  

Yararlandığım kaynaklar: Wikipedia 
( Bu yayın  son olarak 01. 09. 2022  tarihinde güncellenmiştir. )

16 Kasım 2013

ÖZDERE KARACADAĞ ATATÜRK'Ü ANMA YÜRÜYÜŞÜ

Teos Doğa Sporları Grubu'nun düzenlediği doğa yürüyüşlerine  bu  hafta sonu ( 10. 11. 2013 ), Atatürk'ün ölümünün 75. yıl dönümü nedeniyle 'Özdere Karacadağ Atatürk'ü Anma Etkinliği'  adı altında devam ettik.   Zor bir parkur olduğu için, yürüyüşe  13 arkadaşımız gelmişti. 

Özdere'ye gitmek için, saaat 8. 30'da  Seferihisar Belediyesi otobüsü ile hareket ettik.  Bazı arkadaşlarımız ise bize   Doğanbey, Ürkmez, Gümüldür ve Özdere'de katıldı. 

Ömür Beldesin'de ( Doğanbey )  saat  09. 05 gösterince,    yolcularla beraber otobüsten  inerek  ulu önder ATATÜRK için bir dakikalık  saygı duruşunda bulunduk.  Daha sonra Doğanbey, Ürkmez ve Gümüldür beldelerinden  geçerek, yürüyüş yapacağımız parkurun bulunduğu  Özdere'ye ulaştik. 

Özdere, İzmir'e 83 km, Seferihisar'a ise 38 km. mesafede bulunmaktadır. Denizle ormanın kucaklaştığı bir yerde, Ege Denizi kıyısında kurulmuş,  eskiden  adı Kesre imiş.  Daha çok yazlıkların bulunduğu  şirin bir belde, tarihi Hititler dönemine kadar uzanıyor.  İdari bakımdan Menderes ( Cumaovası  ) ilçesine bağlı bir  mahalle. İlçe merkezine  45 km. mesafede bulunuyor. İzmir'in en önemli turizm merkezlerinden. Halk en çok  mandalina ( satsuma ) tarımı yapıyor. 

Özdere'de kısa bir  çay molası verdikten sonra,  mandalina bahçeleri  arasındaki dar yollardan geçerek, bizi Karacadağ'a götürecek orman içindeki toprak  yola ulaşıyoruz. 
Karacadağ, 500-600 m. yüksekliğinde bir tepe, Kızıldağlar üzerinde yer alıyor. Tepenin   Özdere'ye bakan yamaçları oldukça dik ve ormanlık.  Doğa yürüyüşleri için  zor bir parkur, bu nedenle bazı arkadaşlarımız yürüyüşe gelmemiş.

Kıyıdan uzaklaşıp yükseldikce  Özdere ve Ege Denizi adeta ayaklarının altında kalıyor.

Yol boyunca koçayemişler, siklamanlar, papatyalar, çiğdemler.... çiçek açmış. Yaprakları sararan çınar  ağaçları  olmasa bahar geldi  sanılacak. 
Orman içindeki ayı fındığı, mersin, sakız  gibi çalılar yürüyüşümüzü daha da zorlaştırıyor. Çok dik ve  sarp yerlerden geçiyoruz, düşmemek için  çok yavaş ve dikkatli  yürüyoruz. 

Üç saat kadar süren yorucu  bir  yürüyüşten sonra, kayalık bir yer olan Karacadağ'ın zirvesine ulaşıyoruz. Manzara yorgunluğumuzu unutturuyor.
Bir süre dinlenip  manzaranın tadını çıkardıktan sonra,   çam ağaçlarının  altında   azıklarımızı  yiyoruz.

Geriye dönüşümüz çok daha kolay oluyor, üç saatte zor çıktığımız Karacadağ'dan  bir saat gibi kısa bir sürede  iniyoruz.
Özdere'de yorgunluk çaylarımızı içtikten sonra, yeni bir doğa yürüyüşünde buluşmak umuduyla vedalaşıp ayrılıyoruz.

 Doğa yürüyüşleri hiç şüphesiz çok yararlı bir spor. Bir taraftan sağlığınızı  korurken, diğer yandan doğayı daha iyi tanıma fırsatı buluyorsunuz. Toplu halde yapılması ise bir başka güzel yanı. Yeni insanlarla tanışma ve dostluk kurma fırsatı yakalıyorsunuz.  Kısaca, sağlığı yerinde olan herkesin bu tür etkinliklere katılmasında büyük yarar var.

Yeni doğa yürüyüşlerinde görüşmek üzere bizi izlemeye devam ediniz, sevgili doğa severler.
İşte bu yürüyüşümüzden renkli kareler. 
İzmir'in önemli   turistik  merkezlerinden Özdere.
Mavi ile yeşilin buluştuğu Ege kıyıları.
Özdere'den Karacadağ.
Mandalina bahçelerinin arasından geçerek Özdere'den  uzaklaşıyoruz.
Doğa yürüyüşüne katılan arkadaşlarımız.

Yolda rastladığımız  köpek yavruları 

 Bir süre orman içinde toprak yoldan yürüyoruz.
Yol boyunca en çok  koca yemiş ağaçları dikkatimizi çekiyor. Bazıları yeni   çiçek açmış,
bazılarının ise meyveleri olgunlaşmış. ( Arbutus unedo )
Koca yemiş ağacı çiçeği
Koca yemiş ağacı ve henüz olgunlaşmamış meyveleri 
Koca yemiş ağacı ve olgunlaş  meyveleri
Koca yemiş, ya da Dağ çileği  çiçeği
( Arbutus unedo ) 
Koyungözü ( Bellis perennis )
Yol çok dik olduğu için sık sık  mola veriyoruz.
Yaprakları sararmış bir ağaç.  

Bahar sarmaşığı / Akasma  ( Clematis cirrhosa )
Saparma - çiçek  ( Smilax aspera )
Siklaman ya da Kandil kökü ( Cyclamen hederifolium )
Kısa bir mola. 

Yapışkan andız otu /  ( İnula viscosa )
Yoruma gerek var mı?
Mersin, Murt ( Myrtus communis )
Sakız çalısı ( Pistacia lentiscus )
Orman içinde yürüyoruz. 

Yaşlı bir karaçam ağacı

Karaçam ağacı ( Pinus nigra )

Karaçam ormanı 

Orman içinde yürürken zor anlar yaşıyoruz.
Mantarlar
Bir çeşit ağaç mantar / Kızılkenet mantarı 
 ( Crocus cancellatus ) 

İlginç bir karaçam ağacı.

Tespih ağacı veya ayı fındığı ( Styrax officinalis )
Kısa bir mola.

Çınar ağacı ( Platanus orientalis )

Çiğdem çiçeği ( Crocus sp. )
Ayı fındığı ( Styrax officinalis )
Orman içinden bir gürünüş. 

Karacadağ'dan Özdere'nin görünüşü 
Arkada Ege Denizi ve Özdere görünüyor. 
Karacadağ / Özdere Hatırası 
Azıklarımızı çam ağaçlarının altından  Ege Denizi
kıyılarını  seyrederek yiyoruz. 
Karadağ'dan Özdere ve Ege Denizi'nin görünüşü. 

Dönüşümüz daha kısa sürüyor.